I. ULUSAL TAŞKIN SEMPOZYUMU YAPILDI
Ülkemizde özellikle son yıllarda daha sık tekrar eden taşkınların yol açtığı can kayıpları yanında ekonomik kayıpların da giderek artması, taşkın yönetimi çerçevesinde her aşamada yapılması gereken çalışmaların daha geniş bir perspektif içinde eşgüdümlü olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu yaklaşımın oluşturulması ve uygulanması yönünde bilgi paylaşımında bulunmak üzere taşkın konusunda uzmanları bir araya getirerek toplumsal bilinç ve duyarlılığın geliştirilmesini sağlamak büyük önem taşımaktadır.
DSİ Genel Müdürlüğü, bu konuya dikkat çekmek maksadıyla 10-12 Mayıs 2006 tarihleri arasında I. Ulusal Taşkın Sempozyumu’nu düzenledi. Sempozyuma; Milletvekilleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Salih Paşaoğlu, Belediye Başkanları, DSİ Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu, üniversitelerden akademisyenler, tebliğ sahipleri ve DSİ personeli katıldı.
PAŞAOĞLU: “TAŞKINLAR ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ SORUNLARINDAN BİRİ”
Açılışta bir konuşma yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Salih Paşaoğlu ise “DSİ son zamanlarda bu tür bilimsel sempozyumları sıkça yapıyor. Ben bu çalışmaların son derece faydalı olduğuna ve ülkemize önemli katkılar sağladığına inanıyorum. Sempozyumda gerçekten çok güzel bildiriler var ve kitapların önceden basılmış olması da fevkalade faydalı. Böyle bir sempozyumu düzenledikleri için başta Sayın Genel Müdürümüz olmak üzere DSİ’yi tebrik ediyorum.” dedi.
DSİ’nin taşkın konusunda gerçekleştirdiği faaliyetlerin önemini vurgulayan ve örnek olarak Mart ayında Edirne’de yaşanan taşkınları anlatan Paşaoğlu “Edirne taşkınlarında Sayın Genel Müdür Meksika’daydı. Sayın Bakanımız hemen ilk gün olay yerine gidip incelemelerde bulundular ve akşam da DSİ’den yetkili arkadaşlarla hemen Edirne’ye gittik. DSİ Genel Müdür Yardımcısı Sayın Mehmet Güllü ve Daire Başkanı arkadaşlarımız, taşkın kontrol altına alınana kadar Edirne’de bulundular ve yerinden taşkını başarıyla yönettiler. Aslında taşkın yönetimi deyince havza yönetimini kastediyoruz. Fakat bir de kriz yönetimi var. İşte Edirne’deki faaliyetler ve alınan tedbirler kriz yönetiminin güzel bir örneğidir. Bazı aksaklıklara rağmen DSİ çok önemli diğer tedbirleri aldı ve bu büyük Edirne taşkınları, meskun mahallere zarar vermeden, can kaybına sebep olmadan atlatıldı. Kendilerini tebrik ediyorum.” şeklinde konuştu.
Paşaoğlu “Sempozyumun ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan taşkın zararlarının azaltılması çalışmalarına katkıda bulunacağına inanıyor hem mal hem de can kaybının önlenmesi konusunda ülkemize faydalar sağlamasını temenni ediyorum.” diyerek sözlerine son verdi.
PROF. DR. EROĞLU: “DERELERİMİZE SAHİP ÇIKALIM”
Sempozyumun açılışında bir konuşma yapan DSİ Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu taşkınların zararları ve önlenmesi için yapılması gerekenleri ifade ederek “Taşkınlar, depremlerden sonra gelen en büyük tabii afetlerdir. Seller, can kayıplarının yanı sıra büyük miktarda maddi hasarlara da sebebiyet vermektedir. Ülkemizde, taşkınlardan dolayı 1989 yılından bu yana 370 kişi hayatını kaybetmiş ve bu taşkınlar 2 milyar Dolar maddi kayba yol açmıştır. Yani ortalama olarak yılda 100 milyon Dolar’lık bir ekonomik kayba uğruyoruz. Buna karşılık taşkın kontrol projelerine yılda yaklaşık 30 milyon Dolar kaynak ayırabiliyoruz. Ödenek sıkıntıları sadece taşkın konusunda değil DSİ’nin genel faaliyetlerinde de ortaya çıkmaktadır. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Biz DSİ olarak şu anda 2002 yılındaki bütçemizin yarısını alıyoruz. 2002 yılı rakamları günümüze dönüştürüldüğünde yaklaşık 4,8 milyar YTL tutmaktadır ki bugün DSİ’nin bütçesi 2,6 milyar YTL’dir. Üstelik bize daha da fazla yük verilmiştir. Mesela içme suyu talepleri devasa bir şekilde artmaktadır.” dedi.
Prof. Dr. Eroğlu, taşkınlara karşı tedbir alınması ve derelerin devamlı olarak kontrol edilmesi gerektiğini de belirterek “Şunu üzülerek ifade edeyim ki Türkiye’de derelere sahip çıkan yok. Ülkemizdeki mevzuat boşluğundan istifade edilerek; kaçak yapılaşma, malzeme alımı, kum ve çakıl ocakları işletilmesi ve özellikle belediyeler tarafından derelerin üzerinin kapatılarak yol yapılması gibi yanlış uygulamalar, taşkın meselesini içinden çıkılamaz bir hale getirmektedir. DSİ olarak bu durumu düzeltmek için öncelikle 2007’yi ‘Derelerimize Sahip Çıkalım Yılı’ ilan edeceğiz. Yine 2007 yılında; Dünya Su Günü kutlamaları çerçevesinde, Antalya’da, ‘Nehir Havzaları Yönetimi Konferansı’nı düzenlemeyi planlıyoruz. Ayrıca Meksika’da yapılan Dünya Su Günü etkinliklerinde kararlaştırdığımız şekilde, DSİ bünyesinde; Amerika, Rusya, Çin, Kore, Japonya, Romanya ve Fransa’nın iştirakiyle, bu konuda bir çalışma grubu oluşturma gayretlerimiz devam ediyor. Önümüzdeki yıl bu konuyu tamamen olgunlaştıracak ve çalışmalarımızı daha da hızlandıracağız.” diye konuştu.
Taşkınları Önlemek Hepimizin Vazifesi…
Taşkın meselesinin önlenmesine bütün kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşların da destek vermesi gerektiğini sözlerine ekleyen Eroğlu “Bu çerçevedeki çalışmaların DSİ ve Karayolları Genel Müdürlükleri, Belediyeler, Valilikler ve vatandaşlar gibi alakalı bütün taraflarının iştirakiyle yapılması yani ‘Entegre Taşkın Yönetimi’nin sağlanması gerekiyor. Entegre taşkın yönetiminde öncelikle meseleyi bütün olarak değerlendirmek, uygun yönetim stratejileri ve katılımcı bir yaklaşım geliştirmek önemlidir. Yani tabii afetlerden doğan zararların azaltılması için yapılan çalışmaların bütünleştirilmesi, bunun için de nehir havzasının bir bütün olarak ele alınması gerekiyor. Suyun tahsisi, kullanımı ve kontrolü bütün havza bazında yapılmalı. Konuyla bağlantılı olarak özellikle 1953 yılındaki TBMM üyelerine teşekkür etmek istiyorum: O zamanlarda havza yönetiminin bütün olarak yapılması gerektiğini tespit etmişler ve Kanunu ona göre çıkarmışlar. Eğer Kanun çıktığı şekilde uygulanmış ve DSİ zamanında bu Kanun ruhuna göre çalışmış olsaydı, şimdiye kadar bütün barajlar biterdi. Meclis tutanaklarını okudum. Vekillerden bazıları ‘DSİ’ye gerekli kaynağı verelim, projeleri bitirsinler ve elde ettikleri gelir ile yenilerini yapsınlar” demiş ancak bu uygulanmamış. Netice olarak entegre taşkın yönetimi şarttır. Tedbir olarak öncelikle yapısal tedbirlerin alınması yani baraj yapılması gerekmektedir. Bazı barajlar taşkın koruma maksadıyla yapılır. Böylece kış aylarında suyu biriktirip, diğer aylarda kontrollü şekilde vererek dere yatağında taşkınları önlemek mümkün. DSİ tarafından yapılan barajların 37 tanesi bu maksatla inşa edilmiştir. Diğer taraftan derelere sahip çıkmak sadece DSİ’nin görevi değildir. Bu görev sadece bize yüklenirse tek başımıza bu yükün altından kalkamayız. Belediyeler, İl Özel İdareleri, Karayolları Genel Müdürlüğü ve vatandaşların desteğiyle bu konuda hakikaten sağlıklı adımlar atılması gerekiyor. Aksi taktirde telafisi mümkün olmayan hasarlar meydana gelebilir. Artık Valilerimiz, Kaymakamlarımız, Muhtarlarımız, DSİ’nin bütün Bölge ve Şube Müdürleri yani herkes derelerine sahip çıksın. Esasen biz bundan böyle derelerimizin her bir kısmını Şube Müdürlerinin zimmetine vereceğiz yani tam olarak derelerimize sahip çıkmak istiyoruz. Ayrıca derelerine en iyi şekilde sahip çıkan 3 belediyeyi önümüzdeki yıl Dünya Su Günü’nde Antalya’da ödüllendireceğiz.” dedi.
Taşkınların sebepleri hakkında da bilgiler veren Prof. Dr. Eroğlu “Çarpık yapılaşma başta olmak üzere birçok sebep taşkınlara yol açmaktadır. Türkiye dünyanın kurak bir bölgesinde bulunmakta ve Karadeniz Bölgesi’nde 2 500 mm olan yağış miktarı İç Anadolu’da 250 mm’ye kadar düşmektedir. Dolayısıyla akarsu rejimi düzensizdir. Diğer yandan vatandaşlarımızın dere yatağını işgal ederek yapılaştığını, buralarda konut ve yol yapıldığını, kontrolsüz bir şekilde kum, çakıl aldıklarını ve dolayısıyla akış rejiminin bozulduğunu görüyoruz. Bakanlığımız vasıtasıyla Başbakanlık’a bir genelde gönderdik ve bu konuda tedbir alınmasını bekliyoruz. Ayrıca sanat yapıları fen ve sanat kurallarına uygun yapılmadığı için çöküyor ve suyun önünü tıkayarak felakete yol açıyor. Dolayısıyla mühendislik faaliyetlerinde hesapları dikkatle yapmamız gerekiyor. Bir de dere yataklarındaki kontrolsüz tapu kadastro faaliyetlerinden şikayetçiyiz. Dere yatağı belli olmasına rağmen vatandaş kendi üzerine tapusunu almak için uğraşıyor. Ondan sonra biz tapu iptal davası açmak zorunda kalıyoruz. Bunun dışında dere yataklarının üstünün kapatılması da problem yaratıyor. Belediye Başkanları ‘Yolumuz yok, izin verin şu dere yatağını kapatalım.’ diyorlar. Ancak bu çok yanlış bir düşünce. Taşkının bir diğer sebebi uygun olmayan zirai faaliyetlerdir. Bunun sıkıntısını özellikle Karadeniz’de, bölgenin heyelana müsait olması sebebiyle yaşıyoruz.” şeklinde konuştu.
Genel Müdür Prof. Dr. Veysel Eroğlu konuşmasının son kısmında ise DSİ’nin çalışmaları ve alınması gereken diğer tedbirler hakkında da bilgiler verdi. Eroğlu “DSİ olarak Kuruluş Kanunumuza uygun olarak ‘yapısal tedbirleri ihtiva eden projeli faaliyetleri’ ve ‘yapısal tedbirleri bulundurmayan çalışmaları’ yürütmekteyiz. Şimdiye kadar 4 116 adet taşkın tesisi ve 37 adet taşkın koruma maksatlı baraj yaparak 979 613 ha araziyi yani şu an sulanmakta olan alanın beşte birini taşkından koruduk. Bunun dışında üst havza önlemleri ile yamaç ve dere yatağı ıslahları diğer yapısal tedbirler. Bütün Bölge Müdürlüklerimiz gece gündüz demeden dere yataklarında ıslah çalışmaları yapıyorlar. Yapısal tedbirleri bulundurmayan çalışmalar bünyesinde ise taşkın planları hazırlıyoruz, taşkın envanterini yapıyoruz. TEFER çerçevesinde taşkın tahmin ve erken uyarı modeli geliştirdik, sistemi sürekli izliyoruz ve istasyon sayısını artırarak geliştirmek istiyoruz. Bu çerçevede ‘Taşkın Yönetim Merkezi’ni kurduk ve sürekli nöbet tutulan bir birim haline getirdik. Bunu bütün Türkiye’ye yaymak istiyoruz. İlk etapta Edirne’de Meriç Nehri üzerinde, Doğu Karadeniz ve Aşağı Manavgat Havzası’nı dahil edeceğiz. Yani özetle taşkınları ciddiye almamız gerekir ve bu konuda en büyük vazife DSİ’ye düşüyor. DSİ olarak faaliyetlerimizi yürütmeye devam edeceğiz. Bunun yanında zararların azaltılması için gerekli kanunların çıkarılması, kalkınma politikalarının oluşturulması şarttır. Bir ‘Taşkın Sigortası Kanunu’ çıkarılmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bütün bunlara ilaveten herkesin anlaması gerekir ki ‘dere yatağına yapı yapılamaz, yapıldığı zaman yıkılır.’ Bu mantık yerleşirse kimse yapmaz ve risk azaltılır. Netice itibarıyla; ülke kaynaklarını korumamız ve değerlerimize sahip çıkmamız, derelerimizi çöplük olmaktan kurtarıp, yeşil bir hat haline getirmemiz gerekiyor. Derelerimizi kaybedersek geri kazanmanın maliyeti korumanın maliyetinden çok daha yüksek olacaktır.” diyerek sözlerine son verdi.
Sempozyum Konuları
3 gün süren Sempozyum boyunca;
- Türkiye’de Oluşan Taşkınların Etki ve Zararları
- Taşkın Yönetimi
- Taşkın Önleme Yöntemleri ve Ormanların Rolü
- Taşkın Tahmin ve Modelleme Çalışmaları
- Taşkın Programları
- Alan Uygulamaları
- Taşkından Koruma Tesislerine Yapılan Müdahaleler
başlıklı oturumlar gerçekleştirildi.

I. Ulusal Taşkın Sempozyumu’nun kapanışında DSİ Genel Müdür Yardımcısı Haydar Koçaker’in başkanlığında gerçekleştirilen panelde sempozyumun genel bir değerlendirmesi yapıldı. Panel sonunda ise tebliğ sahiplerine sertifikaları verildi.
DSİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Basın Müşavirliği
12.05.2006
|