DSİ Genel Müdürlüğü
 

 


DÜNYADA KALKINMA İÇİN SU SEMPOZYUMU KONUŞMALARI

7 – 11 EYLÜL / 2005

İSTANBUL – TÜRKİYE  

İÇİNDEKİLER

AÇILIŞ VE PROTOKOL KONUŞMALARI

Prof. Dr. Veysel EROĞLU

Cassio VIOTTI

Prof. Dr. Doğan ALTINBİLEK

Dr. Loic FAUCHON

Prof. Asit K. BISWAS

Guntis PUKUTIS

Abdullatif Camal RASHID

Liaquat Ali JATOI

Dr. M. Hilmi GÜLER

 

OTURUM I

Prof. Asit K. BISWAS

Alison BARTLE

Cassio VIOTTI

 

OTURUM II

Prof. Dr. Hasan Zuhuri SARIKAYA

Dr. Engin KONCAGÜL

 

OTURUM IV

Ebru ÖZDEMİR

 

KAPANIŞ KONUŞMALARI

Alison BARTLE

Prof. Raymond LAFITTE

Dr. Elizabeth MONOSOWSKI

Prof. Luis BERGA

Cesar Herrera TOLEDO

Prof. Dr. Veysel EROĞLU

 

 

AÇILIŞ VE PROTOKOL KONUŞMALARI

Prof. Dr. Veysel EROĞLU - DSİ Genel Müdürü

 Sayın Başbakan, Bakanlar, bayanlar, baylar. Sizlere DSİ Genel Müdürlüğü adına Türkiye’ye ve İstanbul’a hoş geldiniz demek istiyorum. Bugün bu büyük olay çerçevesinde saygıdeğer konuklarımıza Türkiye’de ev sahipliği yapmak bana onur veriyor. Ana konusu “Kalkınma İçin Su” olan bu sempozyum, 2006 yılında Meksika’da yapılacak 4. Dünya Su Forumu’nun bir ön çalışması niteliğindedir. Saygıdeğer Bakanlarımızın, akademisyenlerimizin, uzmanlarımızın ve çeşitli ülkelerden gelen saygın konuklarımızın ilgisi bizlere büyük cesaret verdi. Niyetimiz su sektöründe aktif bir kurum olmak, faaliyetlerimizi her zamanki kararlılığımız ve azmimizle yürütmektir.

Türkiye, 2009 Su Forumu’nu düzenlemek için Dünya Su Konseyi’ne aday ülke olarak başvurmuştur. Dünya Su Konseyi’nin ve sizlerinin desteğiyle 5. Dünya Su Forumu’nu ve bakanlar toplantısını 2009 yılında Türkiye’de yapmak istiyoruz. Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü olarak suyun ve suya ilişkin temaların öneminin farkındayız ve bu anlayışın bütün dünyada yaygınlaşması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Bizim burada özellikle vurgulamak istediğimiz konu suyun kalkınma için farklı sektörlerde kullanılması ve korunmasıdır. Sosyoekonomik kalkınma için temel ihtiyaçlardan biri dünya çapında yeterli ve uygun kalitede suyun bulunmasıdır. Su, her zaman hayatın vazgeçilmez bir kaynağı olmuştur. Hayatın sürdürülebilmesi ancak suyla mümkündür. Bugün su endüstride, tarımda ve hayvancılıkta önemli bir girdi olarak kullanılmaktadır. Temizlik, sağlık sistemleri, su terapileri, su sporları, aquapark aktivitelerinde de sudan yararlanılmaktadır.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, 1954 yılında kurulduğundan bu yana su araştırmalarının planlanması ile ilgili bütün işlevleri üstlenmiştir. Suyla bağlantılı yapıların tasarımı ve inşa edilmesi de bize aittir. Kuruluşumuzdan bu yana 554 baraj, 47 gölet inşa ederek 2.8 milyon hektar araziyi sulu tarıma açtık. Hidroelektrik santrallerin elektrik üretim kapasitesi yıllık toplamda 45 milyar kilovat saate ulaşmıştır. Nüfusu 100 binden fazla olan şehirlere yılda toplam 2.5 milyar m 3 içme suyu verilmiştir. Aynı zamanda erozyon ve taşkın kontrolü ile ağaçlandırma çalışmalarına da ağırlık verilmiştir.

Devlet Su İşleri’nin geleceğe yönelik vizyonu, kurumumuzu su sektöründe faaliyet gösteren ve uluslararası alanda akredite olmuş lider bir kuruluş haline getirmektir. Önümüzdeki 20 yıl içinde hidroelektrik enerji üretimi, inşaat sektöründeki teknolojik uygulamalar ve baraj mühendisliği çok büyük bir hızla değişecektir. Artık bilginin erişilebilir olması yanında çağ dışı kalmış bilgilerin güncellenmesi ihtiyacı artmıştır. Veri kaynaklarının araştırılması ve teknolojik ilerlemelerin takip edilmesi için en başarılı yol, bireylerin bilgi transferlerini gerçekleştirdikleri ortak platformlar oluşturmaktır.

Dünyada Kalkınma İçin Su Sempozyumu ve teknik sergisinin amacı bir forum oluşturmaktır. Bu forumda hükümet temsilcileri, kamu kuruluşları, özel yatırımcılar, danışmanlar bir araya getirilecek ve suyun etkili, verimli kullanımı konusundaki çalışmalar izlenecek, teknolojideki gelişmeler ve çözümler tartışılacaktır.

Sayın bakanlarımız, meslektaşlarım, üniversitelerimizin saygıdeğer öğretim üyeleri, kamu kuruluşlarında çalışan mühendisler, uluslararası kurumların temsilcileri hepinize teşekkür ederim ve gelecekteki çalışmalarınızda başarılar dilerim.

stanbul’da iyi vakit geçirmeniz dileğiyle çok teşekkür ediyorum.

Cassio VIOTTI - ICOLD Başkanı

 Öncelikle DSİ’ye, “Kalkınma İçin Su” gibi net bir başlık taşıyan bu toplantıyı organize ettiği için çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü şundan eminim ki su, kalkınma yolunda çok büyük bir girdidir. Ben Brezilya’dan geliyorum. Suyun etkisi özellikle de barajlar üzerine çalışmaktayım ve barajlar konusunda uzmanlaştım.

Barajlar, hidroelektrik santraller Brezilya’nın kalkınmasında büyük bir rol oynamıştır. Biz çok sayıda hidroelektrik santral kurma imkanına sahip olduk. Brezilya’nın petrolü olmadığı için başka türlü hidroelektrik santraller kuramazdık. Çalışmalarımızın endüstrimiz üzerinde belirgin bir etkisi oldu. Baraj kurma kapasitemizi artırdığımız için teknolojiler başka alanlara da uygulanabildi. Özellikle endüstride, şehirlerde, su tedariki konusunda ve sulama için de bu teknolojiyi kullandık. Brezilya birçok alanda yaşam kalitesini iyileştirme imkanına sahip oldu. Bunu hanelere su tedarik ederek, buğday yetiştirilmesini, üretilmesini sağlayarak elde etti. Bizler büyük barajları 1950’lerin sonunda inşa etmeye başladık. O tarihten bu yana Brezilya’nın kapasitesi 18 katına çıktı. Aynı zamanda 1960’lardan bu tarihe kadar nüfusumuz da 2.6 oranında arttı. Suyun hanelere tedarik edilmesi 1950’den 1990’a kadar %50’lerden % 90’lara çıktı. Bu oran, kentlerde %95’lere ulaştı. Bütün bunlara baktığımızda bu gelişmelerin barajlar sayesinde gerçekleştirilebildiğini söyleyebiliriz. Böylece insan kalkınma endeksi ve sıhhi kullanım için kalkınma endeksinde bir artış meydana geldi. Büyük barajlar inşa edilmeye başlandığından beri bunun olumlu etkilerini gördük.

Temsil ettiğim ICOLD (International Commission on Large Dams), 1928 yılında kuruldu ve o tarihten beri baraj inşası konusunda çevresel, toplumsal ve teknik açıdan önemli bilgiler elde etti. Bu bilgilerin fakir ülkeler için de erişilebilir olması lazım. Şimdi ICOLD’un çalışmalarını yönlendirmeye başladık, bu sayede elimizdeki bilgileri gerçekten bunlara ihtiyacı olan ülkelere temin ediyoruz. Şu an bu bilgiler çalışmalarımızdan, teknik bültenlerden, internet üzerinden veya CD olarak çok cüzi bir bedel karşılığında temin edilebiliyor. Bunun yanı sıra fakir ülkelerin ICOLD toplantılarına katılımını teşvik ederek, yeni ülkelerin ICOLD’a üye olmalarını sağlamak istiyoruz.

Bundan kısa biri süre önce Ruanda Enerji Bakanı ile görüştüm. Ruanda’da enerji kullanımı yalnızca %3, ülkenin toplam kapasitesi ise 27 megabayt civarında. Bence hepimiz bu ülkelere yardımcı olmaya çalışmalıyız. Böylece onlar da kendi potansiyellerini geliştirebilirler. Baraj teknolojisi kullanan farklı ülkelerle konuştum ve tabii Türkiye ile de görüştüm. Sizleri bu fakir ülkelerdeki kapasitenin geliştirilmesine yardımcı olmaya, bu ülkelerde eğitime katkıda bulunmaya davet ediyorum. Bu teklifimi Türk Hükümetine ve Devlet Su İşleri’ne götürdüm. Benim söylemek istediklerim bu kadar. Beni, ICOLD’u buraya davet edip dinlediğiniz için sizlere çok teşekkür etmek istiyorum.


Prof. Dr. Doğan ALTINBİLEK - IHA Başkanı

Sayın Bakan, saygıdeğer konuklar, İstanbul’a, bu önemli toplantıya hoş geldiniz. Sayın Bakanım müsaade ederseniz konuşmama Türkçe olarak devam etmek istiyorum. IHA ( International Hydropower Association) başkanı olarak iki hafta önce katıldığım Stockholm’deki bir enerji seminerinde de burada tartışılacak konuların öneminin altı çiziliyordu. 21. yüzyılda insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri çevreyi tahrip etmeden sosyal ve ekonomik kalkınmayı sağlamak ve yoksulluğu yok etmektir. Su ve enerji politikalarının oluşturulması, bu konuda bilhassa belirgin bir başlık haline gelmektedir. Halen dünya genelinde 1.4 milyar kişi içecek suya sahip değil, 2 milyardan fazla insan elektriksiz. Birleşmiş Milletler’in milenyum hedefleri 2015 yılına kadar dünyada içecek suyu olmayan insanların nüfusunun yarıya düşürülmesini öngörüyor. Ancak bunun için 2015 yılına kadar her yıl 30 milyar Amerikan dolarının harcanması gerekiyor. Kalkınmakta olan ülkelerin enerji sektöründeki yatırım ihtiyacı da 2010 yılına kadar yılda 120 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

Hem su, hem de enerji kaynaklarını ileri seviyede geliştirmiş, kalkınmış ülkeler hiç sıkıntı çekmezken hatta suyu ve enerjiyi israf ederek kullanırlarken, su ve enerji kaynaklarını geliştirememiş kalkınmakta olan ülkeler alt yapılarını tamamlamak için gerekli finansmanı bulmakta ciddi sıkıntı çekiyorlar. Daha çok Afrika, Asya, Güney Amerika’daki bu ülkeler artan çevre kaygıları nedeniyle su ve enerji yatırımları için finansman temin edemiyorlar. Böylece su ve enerji tüketimindeki adaletsizlik gittikçe artıyor. Su enerjisinin hem su yönetimi hem de yenilenebilir enerji üretimiyle yakından ilgisi vardır. Bu nedenle su enerjisinin sürdürülebilir kalkınmaya önemli katkısı söz konusudur.

Başkanı olduğum IHA, 83 ülkede 1178 üyesi ile dünyanın su ve enerji ihtiyacını karşılamada su enerjisinin rolünü artırmak için büyük çaba sarf etmektedir. Bunun için sürdürülebilir uygulamalara ve sürekli iyileştirmelere önderlik ediyoruz. Altyapı yatırımlarından etkilenen diğer çok amaçlı çıkar sahipleri ile güçlü ortaklıklar kurarak fikir birlikleri oluşturuyoruz. Yenilenebilir enerjinin payını artırmak için girişimler başlatıyoruz. IHA, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması ve iyi planlanmış her boyuttaki hidroelektrik projenin yenilenebilir enerji yelpazesi içinde yer alması için yoğun çaba sarf etmektedir.

Sayın Bakanım sizin de katıldığınız 2004 yılı Bonn Yenilenebilir Konferansı’nda bu konudaki çabalarımızı bizzat izlediniz. IHA’nın 7 ülkede milli komiteleri mevcuttur. Ülkemizde de 2003 yılında kurduğumuz su enerjisi birliği TUSEB bu milli komitelerden biridir.

Bildiğiniz gibi Türkiye’de hidroelektrik enerjinin özel bir konumu vardır. Cumhuriyet hükümetlerimizin bütün gayretlerine rağmen hidroelektrik enerjimiz henüz %35’ler oranında geliştirilebilmiştir. Hidroelektrik potansiyelinin geliştirilmesi için bu yıl içinde çıkartılan Yenilenebilir Enerji Kanunu’nun büyük bir itici güç olacağı kanısındayım. Ülkemizde özel teşebbüs, şimdiden toplam kurulu gücü 8 bin megavatı aşan 400’ün üzerindeki projeyi gerçekleştirmek için talip olmuştur. Ancak bunlar daha ziyade küçük projelerdir. Büyük projelerin gerçekleşmesi için devlet özel teşebbüs işbirliği şarttır. DSİ tarafından yapımı devam eden belli safhaya gelmiş 5 adet baraj inşaatının tamamlanması ve işletilmesi özel teşebbüs ile işbirliğinde güzel bir başlangıç olacaktır. Bu yöredeki olumlu adımlar için bakanlarınızı kutluyorum.

Sözlerime son verirken Dünyada Kalkınma İçin Su Sempozyumu ve sergisini düzenleyen DSİ Genel Müdürlüğü’nü kutlar, tüm katılımcılara IHA ve Türkiye Su Enerjisi Birliği adına hoş geldiniz der, sempozyum çalışmalarında başarılar dilerim.

Dr. Loic FAUCHON - Dünya Su Konseyi Başkanı

Saygıdeğer Bakan, bayanlar, baylar ben burada bulunmaktan, Dünyada Kalkınma İçin Su konusundaki sempozyuma katılmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Biz, sizin çalışmalarınıza, düşüncelerinize, önerilerinize katkıda bulunmak isteriz, Dünya Su Konseyi için bu bir onurdur. Konseyimiz ve ben bu konuya büyük bir hassasiyet gösteriyoruz. Davetlerinden dolayı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi GÜLER’e ve Devlet Su İşleri Genel Müdürü Sayın Veysel EROĞLU’na teşekkür etmek istiyorum.

Su, gezegenimizde mevcut olan doğal kaynaklar arasında en bol olanlardan biridir. Ancak bu kaynak birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bazen çok fazla mevcuttur ve taşkınlara yol açar bazen de yeterli düzey ve kalitede değildir. Akdeniz havzası bu dengesizliklerin, hidrolik tutarsızlıkların çarpıcı bir örneğidir. İçme suyu miktarı günde kişi başına 40- 44 litre arasında değişmektedir. Bu da Cebeli Tarık’tan Pakistan’a uzanıp Doğu Afrika boğazına kadar giden susuzluk üçgeninin varlığını göstermektedir. Nüfusu 1 milyardan fazla olan bu geniş bölgede hidrolik su kıtlığı çekilmektedir. Suya erişim konusundaki dengesizlik, karmaşık iklim değişiklikleri bağlamında yeniden değerlendirilmelidir. Ancak bunun da çizgilerinin nerede bittiği çok net değildir. Hakkında çok şey duyduğumuz küresel ısınma konusunda çok fazla bilgi sahibi değiliz. Çok uzun süreli mi yoksa ara sıra mı meydana gelecek, net olarak bir tek yeri mi yoksa bütün gezegeni mi ilgilendiriyor? Belirli kıtlık döngüleri yaşanma olasılığı var. Bunun büyüklüğünü tam olarak kestiremiyoruz ancak daha fazla yağmur yağacak ve doğal afetler meydana gelecek. Bunun, yatırımların programlanması üzerinde de etkileri var. Ancak tahmin edilmesi zor olaylar söz konusu olduğundan programların dengelenmesi zorlaşıyor. Yine de karşılaşılan sorunlar insanoğlunu engellemiyor. Birçok kalkınma türü genelde su için bir tehdit teşkil eder. Denizlerin kirlenmesi, sanayi ve zirai gibi konularda bunun etkilerini görebiliriz.

G ezegenimiz nüfusuna her 10 yılda bir milyar kişinin ekleneceğini düşünürsek söz konusu artış hem toprak hem su üzerinde taşınamayacak bir yük haline gelecektir. Bu durumda insanlığın ödemesi gereken bedel; kalitenin düşmesi, toprakların tuzlanması, ormanların azalması, bataklaşma, su tabanlarının kirlenmesi, akiferlerin azalması ve bunların uzantısında fakirliğin ortaya çıkması olacaktır.

Dünya üzerindeki büyük nehirlerin yarısı ya kurumakta, ya da belirgin oranda kirlenmektedir. Bu nedenle ekolojik açıdan cazip olan bazı bölgeler geçtiğimiz yüzyılda ortadan kalktı. Yarım milyardan fazla kişinin içme suyuna erişemediğini, bir buçuk milyardan fazla kişinin de hijyenik koşullara sahip olmadığını göz önüne alırsak, su yönetimi için uluslararası topluluğun sergileyeceği tutum konusunda dikkatle düşünmemiz gerektiği söylenebilir. Öncelikle suyun kullanımı konusundaki davranışlarımızı değiştirmemiz ve gelecek 20-30 yıl boyunca daha az israfta bulunup daha az tüketimde bulunma kuralına harfiyen uymamız gerekiyor. Daha az israf derken; zirai üretimle bağlantılı büyük kayıplardan kaçınmamız, büyük şehirlerde tasarruf konusunda teknolojik evrimler geliştirerek yeni bir kültür oluşturmamız lazım. Örneğin yemek yaparken, çamaşır yıkarken, bahçeyi sularken suyu kısıtlı bir kaynak olarak ele almamız gerekir. Suyun depolanması ve naklinin maliyeti kamu harcamaları içinde büyük bir oran teşkil ediyor. Konuya bütün olarak baktığımızda hepimize her yerde her an daha bol kaynaklardan istifade etme imkanını bize sağlayacaktır. Zirai ve endüstriyel alanlarda atık suların yeniden kullanılmasında görüldüğü gibi suyun işlenmesi konusunda da büyük ilerlemeler kaydedildi. Artık su tabanları konuşulmakta ve Libya’da olduğu gibi toprak altındaki suyla ilgili işlemler yapılmaktadır. Bunun yolu da karstik sistemden meydana gelen denizdeki kaynakların kullanımından geçer. Bu da nehirlerin yönetiminde, su transferlerindeki yollarda, kıtasal veya kıtalararası boruların kullanımında önemlidir ancak kısa süreli geçici kıtlıklara da neden olabilir.

Sudan oluşan süper yolların bir gün gerçek olmayacağını kim söyleyebilir? Her alanda kalkınmanın hizmetindeki araştırma tercih ve teşvik edilerek genişletilmelidir. Şu da unutulmamalıdır ki, yenilikler genelde teknikten çok akılla bulunabilir. Ancak hiçbir ilerleme somut bir ilerleme isteği olmadan gerçekleşemez. Su ve kanalizasyon konusuna öncelik verilmeli, bunun sürdürebilir kılınması için de uluslararası toplum olarak sorunu çözme isteğimiz olmalı. Biz suyu meslektaşlarımızın söylediği gibi en öncelikli konu olarak gündemimize yerleştirmeliyiz. Hepimizin gündeminde bu şekilde ilk sırada yer almalı. Bu amaçla öncelikle gerekli altyapıların finansmanı, bunların inşa ve muhafaza edilmesi, yıllarca kullanıldıktan sonra rehabilite edilmeleri konularında sizinle konuşmak istiyorum. Suya; uluslararası, ulusal ve yerel kamu bütçelerinde öncelik verilmesi lazım. Bunun yanı sıra vatandaşlara yönelik suyun işlenmesi, dağıtılması, saflaştırılması konusunda net ve gerçekçi bir dil kullanılmalı. Su için daha fazla paraya ihtiyaç duyduğumuzu söylemek için cesaretimiz olmalı. Bu noktada parayı kimden, nasıl alacağımız konusunda bir öneriyi hatırlatmak istiyorum: Su için toplanan para, su için kullanılmalı. Yani su, suyu öder ilkesi işletilmeli.

İkinci bir nokta da DSİ’nin katkısının gerekli olduğudur. Çünkü su konusunda yerel düzeyde yetkinlik lazım. Küçük nehirler, akarsular daha sonra büyük nehirler haline geliyor. Ancak lokal kapasitelerin toplamı bizi başka bir ölçeğe götürebilir. Belediyeler, tüketici birlikleri, kooperatifler, yerel ağlar, toplulukların çalışmaları kamusal su hizmetlerinin profesyonel ve şeffaf olmasını sağlayacaktır.

Üçüncü olarak da su ile vatandaşlar arasında bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Birçok kişi gelecekte karşımıza çıkabilecek büyük sorunun farkında değil. 2004 yılında, dünyanın farklı yerlerinde su kıtlığı veya suyun düşük kalitesinin bütün savaşlara kıyasla on kat daha fazla kişinin ölümüne neden olduğunu biliyor muyuz? Bilgi verin, anlatın, ikna edin. Bu gereklilikleri göz ardı edemeyiz. Bu tartışmalar daimi olmalı, konuşulmalı ve teşvik edilmeli. Kaynakların doğası ve kullanımı üzerindeki tartışmalar da devam ettirilmeli. Bunun için vatandaşın gerçek bilgiler alması kadar sürekli olarak suya erişebilme hakkına sahip olması da önemlidir. Bu açıdan eğitime erken yaşlarda başlanmalıdır. Genç yaşlarda su kaynaklarının korunması ve bunlara değer verilmesine ilişkin kültürün aşılanması lazım, bunun yanı sıra mesleki eğitimle her ülkenin gerçek ihtiyaçlarına da yanıt verilebilmelidir.

Bayanlar, baylar bunlar sayesinde su, gerçek bir öncelik haline geliyor. Elbette ki bu konuda Türkiye de çok fazla şey yaptı. Türkiye uzmanlığı takdir edilen, yetkinliği bilinen önemli hidrolojik potansiyeli olan bir ülke. Türkiye’nin 2009 yılında 5. Forumu organize etmek için aday olması bizim açımızdan çok önemli. Sanırım çok iyi bir aday olacak. Türkiye’ye şimdiden bol şans diliyorum.

Dünya Su Konseyi’nin 80 üye ülkesi var ve buna bağlı olan kurumların hepsi suyun sesidir. Bu ses de bu milenyumdaki hedeflere ulaşılsın diye çaba gösteriyor. Milyonlarca insanın günlük kullanım için suyun kıt olduğu konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor. Bunu duyuracak olan üye ülkelerden biri olan Türkiye’nin, Dünya Su Konseyi’ndeki rolü çok önemli. Su işleri konusunda hem kamu hem özel sektördeki Türk yetkililerin gerçekleştirdiği çalışmalar gerçekten son derece belirgin ve etkindir. Türkiye’nin su alanındaki politikası, hem Avrupa Topluluğu ülkelerindeki hem de Dünya Su Konseyi organizasyonundaki aynı yüksek standartlara sahip. Çok kısa sürede ülkenizin Avrupa’nın suyla ilgili yönergelerine kendini adapte etmesi çabalarının başarılı olacağından eminim. Bunun gerçekleşmesi için Marsilya Sular İdaresi Başkanı olarak ben de Türkiye’deki ve dünyanın farklı yerlerindeki meslektaşlarımla el ele çalışmaktan gurur duyacağım.

Bir sonraki Dünya Su Forumu, 2006 yılının Mart ayında Meksika’da gerçekleştirilecek. Sizleri aktif bir şekilde bu toplantıda yer almaya davet ediyorum. Deneyimlerinizi paylaşarak uluslararası topluluğun eylemlerine katkıda bulunun ve Meksika’daki toplantının çok başarılı olmasını sağlayın. Çok teşekkür ediyorum.

 

Prof. Dr. Asit K. BISWAS - 3. Dünya Su Yönetimi Merkezi Başkanı

Sayın Bakan, bayanlar, baylar öncelikle izin verirseniz ben de, benden önceki konuşmacılar gibi Devlet Su İşleri’ni bu sempozyumu düzenlediği için tebrik etmek istiyorum.

Ben özellikle sempozyumun başlığından çok hoşlandım: “Kalkınma İçin Su”. Bu geçmişte ihmal edilen bir konuydu. Su, kalkınmanın çok önemli bir unsurudur. Dünyanın farklı bölgelerine bakarsanız tarih boyunca suyun çok başarılı bir şekilde bölgesel kalkınmanın motoru olarak kullanıldığını görürsünüz.

Ben bu toplantının Türkiye’de yapılmasına çok memnunum. Suyla kalkınma konusunu dünya çapında değerlendirecek olursanız pek çok değişiklik görürsünüz. Geçtiğimiz 10 yıl içinde yaşanan bu büyük değişikliklerden biri, su sorununa büyük çözümlerin getirilmekte olduğudur. Geçmişte su soruna çözüm önerileri, akademik çevrelerden ve Batı dünyasından geliyordu. Günümüzde ise akademik çevreler hala önemli rol oynasalar da gerçek çözümlerin kalkınmakta olan ülkelerden geldiğini görüyoruz. Pek çoğumuz bunun bilincinde değiliz; örneğin size su kalitesinin yönetimi için ekonomik enstrümanların kullanımında dünyanın en iyi örneklerinden biri hangi ülke desem, iddiaya girebilirim ki hiçbiriniz bilemeyeceksiniz. Sorunun cevabı Kolombiya. Bu ülke oldukça büyük ilerlemeler sağladı. Fas, Türkiye, Hindistan, Çin, Sri Lanka gibi ülkeler de ekonomik enstrümanların su konusunda başarıyla kullanımında muazzam ilerlemeler sağladı. Ancak ne yazık ki bunlar hakkında çok fazla bilgimiz yok. DSİ bu konuda liderliği üstlendiği için çok memnunum, çünkü halen önümüzdeki büyük sorunlardan biri bilgi transferi ile ilgili. Meksika’daki bir kişi Amerika Birleşik Devletleri’nde neler olup bittiğini biliyor, Hindistan’daki bir insan Oxford’da neler olup bittiğini biliyor. Ancak Brezilya’daki insanlara Meksika, Çin, Hindistan veya Türkiye’de neler olup bittiğini sorarsanız hiç haberleri yok. Türk meslektaşlarıma da Sri Lanka’da, Fas’ta, Brezilya’da, Hindistan’da neler olduğunu sorsam çoğumuz bilemeyiz. Yine de çözümler bu ülkelerde beliriyor.

Su dünyası çok hızlı değişiyor. Sanırım 3. Dünya Su Yönetimi Merkezi’nde olduğu gibi şunu öngörebilirim; su dünyası önümüzdeki 20 yıl içinde geçmişteki 2000 yıla oranla çok daha hızlı değişecektir ve bu değişikliklerin büyük bir bölümü geçmişte olduğu gibi su sektöründen değil, bizim kontrolümüzde olmayan sektörlerden gelecektir. Dünya Su Komisyonu’nun raporunu okuyacak olursanız en önemli konulardan birinin işlere her zamanki gibi devam etmenin bir seçenek olmadığını görürsünüz. Ben bunu ilk kez 30 yıl önce 1974 yılında “Her zamanki gibi iş yapmaya devam edemeyiz, bu bizim için bir seçenek değil ama sanki başka bir seçeneğimiz yokmuş gibi davranmaya devam ediyoruz” diyerek dile getirmiştim. Bu değişikliklere uyum sağlamamız gerekiyor.

Sizlere modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çok beğendiğim bir sözünü söylemek istiyorum. Atatürk şöyle diyor: “Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır .” Bayanlar, baylar bizler de Atatürk’ün görüşlerini takip etmeliyiz, su konularında geçmişte söylediğimiz gibi çoğunluğun peşine takılmamalıyız. Spesifik ülkeler için spesifik çözümler aramak zorundayız. Şu an 17 ülkede çalışıyoruz ve görüyoruz ki Amerika’da işe yarayan bir çözüm Türkiye’de işe yaramayabiliyor. Türkiye’de işe yarayan, Hindistan’da işe yaramayabiliyor veya bunun tam tersi de mümkün. Neden işe yaramıyor çünkü iklimsel şartlar, kurumlar, ekonomiler farklıdır. Her ülkeyi o ülkeye özgü koşullarla değerlendirmemiz gerekiyor. Örneğin Hindistan’daki Cherrapunji gibi bir şehri ele alırsanız, her ay 1.3 m 3 kadar yağış alıyor. Şehirde hiçbir su sorunu yok. Bu muazzam yağmur 120 saatten fazla süre devam ediyor. Burada sorun bu büyük miktardaki yağmuru nasıl depolayabileceğimizdir. Ama öte yandan Avrupa veya Amerika’da ise böyle bir sorun yok.

Size yalnızca şu mesajları bırakmak istiyorum. Dünya değişiyor. Biz de onunla birlikte değişmek zorundayız . Bir sonraki konuşmamda bu değişikliklerin neler olduğuna değineceğim. İkincisi lütfen sorunu ararken çözüm bulma yaklaşımını benimsemeyin. Elimizde bir çözüm var, onun sorununu arayalım demeyelim. Önce problemi ele alalım, sonra onun çözümünü arayalım.

Bayanlar, baylar ben bu sempozyuma büyük başarılar diliyorum. Biz de merkezimizde sempozyumun sonuç ve bulgularını dikkatle değerlendireceğiz. Çok teşekkür ederim.

Guntis PUKITIS - Letonya Çevre Bakanlığı Devlet Sekreteri

Sayın Bakan, bayanlar, baylar, dünya kalkınması açısından küresel ve bölgesel entegre su yönetimi giderek daha fazla önem kazanıyor. İklimsel değişiklikler, suyun kıtlığı ve su kirliliğine karşı verilen çaba çerçevesinde su kaynaklarımızın hem küresel hem de bölgesel olarak azalmakta olduğunu görüyor, elbirliği ile kaynak yönetimi ve suyun kalitesini artırma konusunda çalışıyoruz. Tabii ki şunu da göz ardı edemeyiz. 3. Dünya ülkelerinde yaşayanlar halen iyi kaliteli içme suyuna ve kanalizasyon düzeyine sahip değil. Aynı sorun gelişmekte olan ülkelerde de var. Ağustos ayında yürürlüğe giren bir kanun çerçevesinde uluslararası sular bölgesinde su ve göllerin kullanımı konusunda çalışmalar var. Birleşmiş Milletler sekreteri ve ilgili makamlar da bu aracı kullanmakta ve ilgili prosedürü izlemekteler. 1975 yılında kabul edilen Avrupa Birliği’nin mevzuatı suyun nasıl kullanılacağı, üretileceği ve muhafaza edileceği konularıyla ilgili belli bir çerçeve çiziyor. Kirlenmeye ilişkin yapılan çalışmalar, farklı yönetmelik ve direktiflerle Birlik üyesi ülkeler kadar Avrupa Birliği dışındaki ülkeler ve UNC (United Neighbour Countries) ülkeleri ile Letonya gibi yeni üyeler için de önemli olan, daha entegre bir yaklaşım sergilenerek bir temel oluşturuldu. Bütün bu stratejiler doğal küresel sürecin bir parçası.

Bu önemli sempozyuma katılan herkesi tebrik etmek istiyorum. Organizatörlere de mükemmel çalışmalarından dolayı teşekkür etmek istiyorum.

Abdullatif Camal Rashid - Irak Su Kaynakları Bakanı

Sayın Bakan, bayanlar, baylar sempozyumun organizatörlerine, saygıdeğer Enerji Bakanı’na, Sayın DSİ Genel Müdürü’ne bizleri katkıda bulunmaya davet ettikleri için teşekkür ediyorum.

Irak’taki su durumunun ayrıntılarına girmeden önce şunu söylemek istiyorum. Saygıdeğer konuşmacıların su yönetimi, koruma, suyun kalitesini gözetme ve dünyanın her yerine su ulaştırmakla ilgili konuşmalarını çok takdir ettim. Burada bulunmaktan, bu toplantıya katılmaktan ve Irak Su Kaynakları Bakanlığı adına konuşmaktan çok memnunum. Bu sempozyumun, ülkelerin ve özellikle halklarımızın yararına hizmet etmesini umuyorum.

Irak’ın yüzölçümü 435 bin km 2’dir. Çoğunluk kuru, yarı çöl iklimindedir. Bunun tek istisnası dağlık bölgelerdir ki burada yağışlı ve yarı yağışlı iklim söz konusudur. Genelde Irak’ın iklimi; yağmurların azlığıyla, düzensizliğiyle ve yüksek buharlaşmayla bilinir. Yılda ortalama 1300-2400 mililitreyi aşkın yağmur yağmaktadır. Çoğunuz herhalde biliyorsunuz, Irak’ın başlıca yüzeysel suyu Fırat ve Dicle nehirlerinden gelmektedir. İkiz nehirler olarak bilinen Fırat ve Dicle’nin kaynakları Irak’ın dışındadır. Fırat’ın %80’i Türkiye’den, %9’u Suriye’den, kalanı Irak’tan geçer. Dicle’nin %65’i Türkiye’den, %12’si İran’dan ve kalanı da Irak’tan geçer. Her iki nehir de Irak’ın geçmişini şekillendirmiştir ve eminim ki ülkemizin geleceğini de şekillendireceklerdir. Yerleşik Mezopotamya uygarlıkları ve ülkemizdeki yaşam bu nehirlere bağlıdır. Irak’lılar eskiden yağmura bağlı tarım ve sulama metotları kullanıyorlardı. Mezopotamya’daki yerleşik halklar sulamayı icat edip geliştirerek, MÖ 6000 yılından itibaren su mühendisliğini kullanmaya başladılar. Nehirlerde barajlar, rezervuarlar, açık kanallar ve sulama kanalları yapıldı. Bu yapıların kanıtları ve kalıntıları hala Irak’ın bazı kesimlerinde görülebilir.

Irak’ın yakın geçmişindeki hükümetler su kanunları hazırlayarak tarım ve sulamayı geliştirmek için çok büyük bir özen gösterdiler. Bu, teknik planlamaya, programlı uygulamaya ve alt yapı projelerinin hazırlanmasına bağlıydı. Aynı zamanda mühendislik yetenekleri de önemliydi. Sulamayla tarım alanları kazanılmaya, sulama projeleri ile toprağın tuzluluğunun ve kuruluğunun yarattığı sorunların önüne geçilmeye çalışıldı.

Son 20-30 yıl içinde Irak’ta bir dizi iç ve dış sorun baş gösterdi. Biz bakanlığımızca sulama konusundaki bu sorunlarla başa çıkmaya kararlıyız. Önceki kötü yönetimle, ihmalle, alt yapının bozulmasıyla ilgili sorunları ele alıyoruz. Ancak Orta Doğu’daki çoğu ülkede olduğu gibi Irak’taki su kaynakları da birden fazla ülke tarafından paylaşılmaktadır. Örneğin Irak’ın başlıca su kaynakları olan nehirler, komşu ülkelerimiz Türkiye ve Suriye ile paylaşılmaktadır.

Ne yazık ki, Irak’taki eski hükümetler komşu ülkelerimizin çoğuyla kabul edilebilir bir anlaşmaya varamadılar. Kalkınma planlarımızı uygulamaya koyarken temel hedeflerimizden biri de su kaynaklarımızı yönetmek ve kontrol altına almak için küçük ve büyük barajlar inşa etmektir. Irak’ta suyun kalitesini korumak, yükseltmek ve aynı zamanda elektrik üretmek gibi sebeplerden dolayı bu barajların inşası oldukça önemlidir. Irak’ta hali hazırda enerji tüketimimizin 1/4'ünü suya bağlı kaynaklardan elde ediyoruz. Eldeki tarımsal imkanlar gıda üretiminin üretkenliğinin, tarımsal gelişme politikasını uygulamaya bağlı olduğunu gösteriyor.

Irak nüfusunun 2020 yılında 25 milyona ulaşacağını varsayarsak, su ihtiyacımız 100 milyar m 3’ü aşacaktır. Belediye işleri, tarım, çevresel istikrar, bataklıkların ıslahı ve diğer başka amaçlar için su gereklidir ve bu da Irak sınırlarından iyi kalitede suyun girmesine bağlıdır. Suyun dengeli bir şekilde kullanımı ve bunu yaparken ülkemize zarar vermeme ilkesi, çevre koruma konusundaki en önemli kurallardan biridir. Irak’ta bizler su stratejisi ve planlamayı yaşamsal önemi olan bir konu olarak kabul ediyoruz. Komşu ülkelerle özellikle de Türkiye, Suriye ve İran’la tam bir işbirliği sağlamak gereklidir. Suyun uluslararası anlaşma ve normlara göre adil paylaşımı için güven köprüleri kurmak istiyoruz. Bizler bir denge kurup tatmin edici bir anlaşma yapabileceğimize inanıyoruz. Komşu ülkelerle temas kurmaya başladık ve şunu büyük bir memnuniyetle söyleyebilirim ki bugüne kadarki bütün temaslarımız çok olumlu geçti. Ben de kısa bir süre önce buradaydım. Sayın Enerji Bakanı ile beraber gelecekteki işbirliğimiz konusunda görüşmelerimiz oldu ve bu toplantının sonuçlarına çok teşekkür borçluyum. Bu toplantı sayesinde Irak’ın su kaynakları saniyede 200 m 3 arttırıldı. Su kaynaklarının yönetimi, planlama, stratejik kalkınma ve teknik bilgi alışverişi ile Fırat üzerinde daha fazla işbirliği yapma konularında görüşmelerde bulunduk.

Burada şuna değinmek istiyorum. Dicle ve Fırat nehirlerindeki su akımının azalması çevresel faktörleri ve enerji üretimini özellikle de bu barajlardaki elektrik santrallerini etkileyebilir. Nehirlerimizdeki düzenli ve makul miktarda su ihtiyacı, kalkınma planımızı sürdürmemiz ve daha iyi bir çevre yaratmamız için gereklidir. Bunu komşu ülkelerle müzakereler yoluyla elde edeceğimizi umuyorum. Irak çok zor bir dönemden geçmektedir. Ancak yaşam kalitesini artırma ve özellikle de daha iyi hizmet verme yönünde kararlıyız.

Son söz olarak şunu söylemek istiyorum. Son 20 yıl veya daha uzun bir süre Irak uluslararası toplumdan soyutlandı ve teknik organizasyonlardan uzak kaldı. Biz bu izolasyona son vermeyi umuyor ve konferanslarda aktif bir üye olmayı hedefliyoruz. Uluslararası topluma daha iyi hizmetlerle katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Çok teşekkür ederim.

 

 

Liaquat Ali JATOI - Pakistan Su ve Enerji Bakanı

Sayın Bakan, bayanlar, baylar “Kalkınma İçin Su” konulu uluslararası toplantıya konuşmacı olarak davet edilmekten büyük bir gurur duyuyorum. Bakanlar, Devlet Su İşleri ve sempozyuma ev sahipliği yapan ilgili kişilere çok teşekkür ediyorum. Ümit ediyorum ki yapılacak olan konuşma ve tartışmalar sempozyumla ilgili taraflar açısından bu hassas konuyla ilgili duyarlılığı arttıracaktır.

Bayanlar, baylar su, son derece değerli bir kaynaktır. Dünyamızın 3/4’ünü kaplamasına rağmen ancak çok küçük bir bölümü insanların kullanımı için elverişlidir ve bunun da % 70’i gıda ve tarımda kullanılmaktadır. Nüfus artışını dikkate aldığımızda su, sürdürülebilir gıda üretimi için çok büyük bir önem taşımaktadır. Su yönetimi, hepimizin ihtiyacı olan besinleri üretmek ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için önemlidir. Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda bir kıtlık vardır. Evlerde kullanılan sularla ilgili de sorunlar yaşanmakta.

Günümüzde insan hakları, kalkınma, su kirliliği ile ilgili problemler küresel çapta giderek daha ciddi bir boyuta ulaşmaktadır. Bu nedenle 21. yüzyıl su yüzyılı olarak adlandırılmıştır. Su sorunu bütün dünyanın birlikte çözüm araması gereken önemli bir konudur.

3. Dünya Su Forumu 2003 yılı Mart ayında Japonya Kyoto’da yapılmıştı. Buradaki bir deklarasyonda tarımda kullanılan suyun yalnızca gıda üretimi için değil toplum açısından da büyük bir öneminin olduğu belirtilmiştir. Bunların değerlendirilmesi dikkate alınması gerekmektedir. Bu sayede su kaynakları geliştirilebilir, yönetilebilir. Su kıtlığının giderek artması çok dikkat çekici noktalara ulaşmıştır. Ortak girişimlerde bulunup bu yönde çaba gösterilmesi gerekmektedir. Su kaynaklarının yönetiminde daha modern teknolojilerin uygulanması gerekiyor aksi halde besin kaynakları yeterli olmayacaktır. Çevrenin korunması söz konusu olmayacak, gıda kıtlığı yaşanacak ve birçok ülkede farklı sorunlar baş gösterecektir. Bu fırsattan istifade ederek gelişmekte olan ülkelere şu çağrıda bulunmak istiyorum. Mega projeler için yatırımlarınızı yapın, finansmanı sağlayın ki böylece su insanlara ulaşabilsin.

Hepiniz farkındasınız ki insanların çoğunun içme suyuna sahip olma hakkı ellerinden alınıyor. Kirli su içmek zorunda kalıyorlar. Lütfen gelişmiş ülkeler ön plana çıkıp gereken rolü üstlensinler, gereken düzeltmeleri, değişiklikleri yapsınlar ve böylece daha fakir olan insanlara su eriştirilebilsin.

Bu vesileyle Sayın Bakanınıza ve Devlet Su İşleri’ne teşekkür etmek istiyorum. Seminerlerin, sempozyumların organize edilmesi tabii ki çok önemli ancak buradan ayrıldıktan sonra genelde unutuyoruz. Bunları unutmamamız lazım, politikalar uygulamamız lazım. Hepinize çok teşekkür ediyorum.

 

 

Dr. M. Hilmi GÜLER - Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı

 

Sayın bakanlar, saygı değer uzmanlar, hanımefendiler, beyefendiler hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Ben bugün burada klasik bir konuşma yapmak istemiyorum. Çünkü burada gerçekten işin uzmanı olan, suyu çok iyi bilen kişiler var. Dolayısıyla ben suyun faydalarını anlatacak değilim. Öbür taraftan şu anda dünya nüfusunun 1/3’ünün hala susuzluk çektiğini ve eğer önlemler alınmazsa 2005 yılında 5 milyar kişinin susuz kalacağını da söyleyecek değilim. Ancak bu programda özellikle yatırımların finansmanı konusuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu en önemli nokta, çünkü su parayı getiriyor, para da suyu getiriyor. Eğer suyu iyi kullanmazsak tarım, sağlık, çevre çöküyor dolayısıyla tam bir katastrofi meydana geliyor. Bu bakımdan suyun yönetimi, depolanması, ­kullanılması, çıkarılması hep parayla oluyor. Bu nedenle suyun yokluğunda problem oluyor, çokluğunda ise işte en son Amerika’daki durumu görüyorsunuz.

Türkiye su zengini bir ülke değil. Dolayısıyla suyun, su yatırımlarının finansmanı son derece önemli. Bu bakımdan iki nokta üzerinde durmak istiyorum. Bunlardan ilki uluslar arası finansman kuruluşlarının bu yatırımların yapılmasında yeni bir modeli geliştirmesi gerekliliğidir. Belki de bu toplantıda hazır uzmanlar, sizler buradayken bu modelin geliştirilmesine hep beraber bizler de katkıda bulunabiliriz. Ancak gördüğümüz kadarıyla gerek IMF, Dünya Bankası gerekse diğer finans kuruluşları hala klasik usullerle yatırımları destekliyorlar. Hatta zaman zaman gelişmekte olan bizim gibi ülkelere faiz dışı fazla sınırıyla yatırımların kullanılmasında limitler de getiriliyor. Suyumuz, uzmanımız, müteahhidimiz, mühendislerimiz ve teknik adamlarımız varken suyu kullanamıyoruz. Bunun için mutlaka bu modeli birlikte geliştirmemiz lazım.

Üzerinde duracağım ikinci nokta ise geçen yıl Bonn’daki toplantıda Sayın ALTINBİLEK’in de bahsettiği gibi tüylerimizi diken diken eden yaklaşımdır. Barajlara karşıt bir akım var. Bunun mutlaka önlenmesi lazım. Her ne kadar 50 megavatın üzerindeki barajlar diye bir sınır konulsa da aslında barajlara karşı çok kuvvetli bir lobi faaliyeti var ve biz o lobi faaliyetini Türkiye, Brezilya, Hindistan gibi ülkelerin de olumlu katkılarıyla o gün için atlattık. Ama bu lobilere karşı çok ciddi mücadele vermemiz lazım ve Türkiye burada deneyimlerini sizlerle birlikte paylaşmaya hazır. Çünkü susuz hiçbir şey olmuyor.

Biz su zengini bir ülke değiliz. Kullandığımız su miktarı yılda 1600 m 3 ve eğer önlem alınmazsa bu 2005 yılında 1100 m 3’e düşecek. Biz hala suyumuzun %36’sını kullanıyoruz. Yani sular denize akıyor, farklı yerlere akıyor ve üstelik bizden doğan suların %40’ı sınır ötesi su olarak da komşu ülkelere gidiyor. Aslında hayat, inancımıza göre suyla başlamıştır ve suyla da devam ediyor. Hatta gene yaşantımıza göre suyla bitiyor. Ayrıca ben Allah’ın her noktada da adil olduğuna inanıyorum, yani kimine güneş vermiş, kimine petrol vermiş, kimine su vermiş ama biz bunları dengeli kullanamıyoruz. Petrolü olan suyu olmadığı için şikayet ediyor, suyu olan petrolü olmadığı için şikayet ediyor. Aslında çok dengeli kullanılabilirse bunlar herkese yetecek kadar var, çünkü eğer öyle olmasaydı bu sistem kurulmazdı, yani sistem içinde bir sistemsizlik olmaz. Onun için buradaki uzmanlar hep beraber bu sistem içinde bunu nasıl insanlığın aklını da kullanarak en iyi şekilde oluşturabileceklerini düşünürken tabii ki para boyutunu, yatırım boyutunu da mutlaka düşünmek durumunda.

Dün Yemen Sanayi Bakanı beni ziyaret etti, konuşma arasında bir anekdottan bahsetti. Sizlerle bunu paylaşmak isterim. Libya Devlet Başkanı Sayın Kaddafi’den önceki Kral Sunusi’ye petrol mühendisleri heyecanla, sayın kral çok önemli bir petrol kaynağı bulduk diye sevinerek geldiğinde Kral Sunusi “Ben de su bulduğunuzu söyleyeceksiniz sanmıştım” diyerek sevincini göstermemiştir. Yani burada su gerçekten petrolden önemli bir maddedir ve planlanmasını çok iyi bir şekilde yapmamız gerekir.

Enerji ile su arasında da çok büyük bir bağ vardır. Tarımı bir kenara koyalım, tarım zaten suyla iç içedir. Biz susuz tarım yüzünden şu anda buğday üretiminde bazı bölgelerde altıda bir, yedide bir verimle çalışıyoruz. Topraklarımızı kullanamıyoruz. Aslında biz su zengini bir ülke değiliz. Ama suyun olduğu yerde de gayet yüksek verim alabiliyoruz. Öbür taraftan finansman noktasında bazı limitler olduğu için barajlar yapamıyor var olan barajlarımızın daha doğrusu su kaynaklarımızın 1/3’ünü kullanabiliyoruz. Oysa bunu tamamen kullanmamız lazım, burada israfın olmaması lazım. Barajları özel sektöre açıyoruz. Bununla ilgili önemli adımlarımız var ve bunların içinden 5 tanesini ilan ettik diğerlerini de peyderpey edeceğiz. Çevre noktası burada önemli bir unsur olarak ortaya çıkıyor. Maalesef dünyadaki suyun yokluğu ve çokluğunun oluşturduğu sıkıntıları birlikte yaşıyoruz.

Ben bir enerji bakanı olarak hazır sizin gibi değerli uzmanları bulmuşken suyla çok yakın ilişkisi olan yeni bir enerji kaynağından daha bahsetmek istiyorum, o da hidrojen enerjisi. Bildiğiniz gibi hidrojen yanınca yine suya dönüşüyor. Hava kirliliği yok, dolayısıyla son derece temiz bir enerji. Biz hidrojen enerji teknoloji merkezini herkese açık olarak İstanbul’da kurduk, Birleşmiş Milletleri de buraya aldık. Burada hidrojen enerjisi konusundaki projeleri geliştirirsek bundan çok büyük mutluluk duyarız.

İstanbul gibi güzel bir şehirde sizleri ağırlamaktan son derece mutluyuz. Bu seminer sırasında boş zamanlarınızda İstanbul’un güzelliğini bizlerle paylaşırsanız bundan da ayrıca mutluluk duyacağız. Ben Ankara’dan devamlı geldiğim halde İstanbul’a doyamıyorum, siz de bu güzelliği burada kaldığınız 3 gün içinde yaşarsanız bundan da ayrıca bir Türk ev sahibi olarak memnun olurum. Hepinize saygılar sunarım.

 

 
DSİ Genel Müdürlüğü