|
DSİ XIV. Bölge Müdürlüğünün görev alanının en ilginç
özelliği Asya ve Avrupa kıtaları üzerinde yer almasıdır.
Asya ve Avrupa kıtalarını birbirinden ayıran İstanbul Boğazı
aynı zamanda proje alanını da ikiye bölmektedir. Batıda,
Avrupa yakasında en belirgin coğrafi yapılar doğal bir liman
olan Haliç, Büyükçekmece ve Küçükçekmece lagün gölleri ve
birbirini izleyen alçak tepeler arasında kalan küçük drenaj
alanlarıdır.
Doğuda; Asya yakasında ise dik İstanbul Boğaz yamaçlarından
sonra topoğrafik yapı, tepelerden dağ oluşumlarına doğru
değişmektedir. Bölgedeki dağ oluşumları Doğuda Köroğlu
Dağları ile 2378 metreye, Batıda ise Istranca Dağları ile
1031 metre kotlarına kadar yükselmektedir.
Bölgede Marmara ve Batı Karadeniz iklimi etkindir. Bu ılıman
iklim kuşağında yazları sıcak ve az yağışlı, kışlar ise ılık
ve yağışlı geçer. Topoğrafik yapı ve bölgede bulunan göl ve
barajlar mevcut iklimi etkilemektedir. Kıyıya paralel olarak
ve kıyı boyunca uzanan dağlar Karadeniz’den gelen yağmur
bulutlarının iç kesimlere doğru hareketini engellemektedir.
Bu nedenle kıyı kesimler iç kesimlere oranla çok daha fazla
yağış almaktadır. Bölgede yıllık yağış 500 mm ile 1000 mm
arasında değişmektedir. Yıllık ortalama yağış 781 mm dir.
Toplam yağışın yaklaşık %85’i Eylül-Mayıs ayları arasında
düşmektedir.
Bölgede
ortalama sıcaklıklar 6.3oC ~ 13oC
arasında değişmektedir. Hava sıcaklığının 0oC nin
altına düştüğü süreler kısadır. Ocak ayı sıcaklık ortalaması
5.4oC, Ağustos ayı ortalaması 23.4oC
olan İstanbul’da yıllık ortalama sıcaklık ise 14oC
dir.
Bölgede etkin
rüzgar Kuzey, Kuzeydoğu yönünden esmektedir. İstanbul için
etkin rüzgar yönü Kuzey olmakla beraber, yıl içinde hava
koşullarına ve mevsimlere bağlı olarak rüzgar yönünde
değişiklikler olmaktadır. Kış aylarında kuzeydoğu,
ilkbaharda Batı-Güneybatı, Nisan ve Mayıs aylarında
Kuzeybatı ve Kuzey, Yaz aylarında Kuzey ve Kuzeybatı,
Sonbaharda Güneybatı ve Kuzeybatı İstanbul’daki etkin rüzgar
yönleridir.
Bölgenin yerleşim tarihi 4500 yıl öncesine kadar
gitmektedir. Milattan önce 658 yılında kurulmuş olan
İstanbul kenti, 2500 yıl önce ilk kentleşen ve 11. yüzyılda
ilk metropol haline dönüşen kent ünvanlarına da sahiptir.
Bugün ise Avrupa Kıtası’nın en büyük metropol kentlerinden
biridir. İstanbul’a
su sağlanması kentin tüm tarihi boyunca önemli bir sorun
olmuştur. Roma ve Bizans İmparatorlukları dönemlerinde su,
Belgrad ormanlarındaki pınarlardan sağlanmış, Kırkçeşme ve
Halkalı tesisleri ile halka ulaştırılmıştır. Osmanlı
İmparatorluğu döneminde de bu pınarlar kullanılmış, ayrıca
1620-1820 yılları arasında yapılan 7 adet alçak bend ile,
yöredeki yüzeysel sular toplanarak kente verilmiştir. Kentin
gelişimine bağlı olarak 1730 yılında yapılmış olan Taksim su
tesislerinin yetersiz kalmaya başlaması sonucu 1881 yılında
bir Fransız şirketine Terkos Gölünden kente su getirme
görevi verilmiştir. Terkos sistemi bölgede basınçlı sistemle
çalışan ilk su sistemi olmuş ve Cumhuriyet döneminde (1932
yılında devletleştirilinceye kadar) Fransızlar tarafından
işletilmiştir. Sistem 1932 yılında İstanbul Sular İdaresi’ne
devredilmiştir.
Cumhuriyet
döneminde İstanbul ve civarında kentleşme ve sanayileşmede
görülen hızlı artış, su gereksinimini de arttırmıştır.
Özellikle 1950’li yıllarda görülen büyük göç hareketleri ile
su sağlanması çalışmalarıda hızlanmıştır. |